16 Nisan'dan ne bekliyoruz?
46020 | | | 25-03-2017

Latif SELVİ

 

Yıllar içinde ‘kim iktidara gelirse gelsin gerçek iktidar biziz” diyenler devleti ve milleti dönüştüren, kontrol eden, yöneten bir yaklaşımla hareket ettiler. Milleti, milletin taleplerini küçümsediler, dikkate almadılar. Millet ise siyasal ve sosyal alanda yönetime nüfuz etmeye çalıştı. Ancak darbeler, muhtıralar, vesayet kurumları vb. birçok defa çelik duvarlarla karşılaştılar. Yine de tüm engellemelere rağmen soluk alabilecekleri önemli bir imkânı da buldular. Bu kararlı irade aşağıda da belirteceğimiz gibi son derece önemlidir.

Mevcut sistemin işleyebilmesi için vesayet kurumları da dâhil her birimin iyi niyetli, sorun üretmeden aynı anlayışla uygun adımı atması gerekir. Çünkü prangalarla birbirine bağlanmış, iç içe geçmiş bir yapımız var. Kim hata yapar veya kötü niyetli olursa sistem kilitlenir. Yani mevcut sistem birbirinin kurdu yapılardan oluşuyor. Sistem kilitlendiğinde düğümü hep halk çözüyor. Öyle ise halkın temel belirleyici rol oynamasını tercih etmeliyiz. Yeni değişiklik, ‘millete rağmen’ci vesayet kurumlarının ve kapalı devlet yapısının halka açılmasıdır.

 

Mevcut sistemin handikapları ve yeni değişikliğin çözüm önerileri

Yargının, ideolojik gerekçelerle sorun üretmek istediğinde, siyasal sistemi işlemez hale getirebilmesi önemli bir handikap; hükûmet icraatını adeta bir yürütme organı gibi etkilemesi önemli bir tıkanma noktasıdır.

Çözümü ise, kurulların oluşumunda çoğunluğa ve çoğulculuğa imkân verilmesi; yürütmeyi, yasamayı usul ve esas çerçevesinde denetlemesi. Bağımsızlığın yanı sıra tarafsız olması gerçekleştirilmelidir. Ayrıca mevcut sistemde askeri yargı-sivil yargı ayrımı var. Önerilen, bu durumun sonlandırılarak iki başlılığın bitirilmesidir.

Meclisin yasama ve siyasi denetim görevini yapması… Görünüşte bir sorun yok gibi, ancak yasamanın yürütmenin içinden çıkması işleyişi sorunlu hale getiriyor, birbirinin alanını kilitliyor. Çözümü, yasama ve yürütmenin birbirinden bağımsız şekillenmesidir.

Yürütmeyi, Meclis ve Cumhurbaşkanının belirlemesi, hükûmetin şekillenmesinden icraata, üst düzey atamalara kadar pek çok problemi içinde barındırıyor. Çözümü, yürütme organını halkın belirlemesidir.

Mevcut sistemde güvenoyu esasına göre iktidar belirleniyor. Bu durum, zayıf hükûmetlerin başarısızlığına neden oluyor. Hükûmeti kurmada da çok büyük zafiyetler ve dış müdahalelere açık bir durum ortaya çıkıyor. Milletvekili pazarlıkları, Güneş Motel vs. gibi durumlarla iktidar uğruna milli irade kılıktan kılığa giriyor. Yeni sistemde güvenoyunu halk veriyor. Gensoru da halka aittir. Meclis, millet adına soruşturma açabilir, yine hükûmetin icraatının önemli bir kısmını gerçekleştirebilmek için anayasa ve yasalar dışında kalan hususlarla ilgili kararname çıkarma yetkisine sahiptir. Ancak bu da yasama ve yargı denetimine açıktır. Görüldüğü gibi, bu düzenleme sınırsız temel değişiklikleri içermez. Af çıkarmak, OHAL ilan etmek, eyalet kurmak gibi hususlarla da alakası yoktur.

Şu anda kanun taslaklarını bürokratlar hazırlıyor ve hükûmet Meclise sunuyor. Hükûmetin onay vermediği hiçbir kanun teklifi karşılık bulmuyor. Yapılacak değişiklikte ise kanun teklifini vekiller verecek.

Hükûmeti, Meclis, anayasal kurullar değil, halk belirleyecek. Yetki, seçilen kişide olacak. Yukarıda belirttiğimiz örneklerde de olduğu gibi, değişiklikler devleti halka açan önemli ve doğru düzenlemeler içeriyor.

 

Değişikliğin mantığı

1961 ve sonrası hazırlanan anayasalar, daraltan ve vesayet unsurlarıyla sınırlayan, tüm kesimleri bastıran anayasalardır. Yeni anayasa değişikliği; halk iradesini önemseyen, özümseyen ve ana karar verici haline getiren bir hükûmet etme biçimini öngörüyor.

Mevcut uygulamada inkâr ve asimilasyon var. Dindarlar, Aleviler, azınlıklar bastırılmıştır. Bir ideolojik mantıkla hazırlanmış anayasadır.

1921 Anayasası kapsayıcı, sonrakilerin tamamı dışlayıcı, yok sayan, daraltıcı bir anayasal anlayışa sahiptir.

Yapılacak değişiklikte ise ana belirleyici özne milletin iradesi olduğu için, kucaklayan, dikkate alan, geniş katılıma imkân veren, bütün kesimleri var sayan bir anlayışa imkân verecektir.

Bu reformun dört temel gerekçesi var.

Anayasa değişikliği, 1961 ve sonrası anayasaların dışlayıcı, tek tipçi vesayetçi yapısı yerine çoğulcu, kapsayıcı, katılımcı, millet iradesini önceleyen bir anlayışı hayata geçirmeyi hedefliyor. Cumhurbaşkanları seçilebilmek için geniş kitlelerin desteğine ihtiyaç duyması sebebiyle uzlaşmacı, halka yaslanan bir yönetim zorunlu hale geliyor. Dünyada bunu başaranlar daha hızlı gelişiyor. Ayrıca, 3 aylık, 1 yıllık pazarlıkların şekillendirdiği iktidarlar yerine gücünü milletten alan, geniş desteği önceleyen güçlü iktidarlara ihtiyaç var. Örtülü vesayet savaşların sürdüğü günümüzde zayıf iktidar biçimleri ile yol alınamaz.

Mevcut sistemde zaman zaman tanık olduğumuz güçlü görünen tek başına iktidarlar bizi yanıltmasın. Milletin basireti ve kararlılığı bunu gerçekleştirmiştir. Bu da yalnızca yönetimde istikrarı temin etmiş ancak temsilde adaleti bozmuştur. Bazen milletin verdiği oyun yüzde 40’ı Meclis dışında kalmıştır. Bu da, çoğunlukçuluk boyutuyla değerlendirsek de, çoğulculuk açısından baksak da, katılımcılık ve temsil açısından dışlayıcı bir durum oluşturmuştur.

Yeni sistemdeyse, yönetimde istikrar yüzde 51 ile uzlaşı ve çoğulcu bir anlayışla toplumun çoğunluğunun desteğiyle (güvenoyu ile) belirlenirken, Meclis’te her kesimin temsil imkânı bulduğu, en küçük gruplara ve partilere kadar alan açan, temsil fırsatı veren bir anlayış getiriliyor.

Değişikliği zorunlu kılan bir diğer önemli boyut, 15 Temmuz ve sonrası yaşananlardır. Mevcut anayasanın kapalı sistem bir düzenleme içermesi (MGK, TTK gibi), kurullar, yapılar, birimler, kendine özgü yargı… yoluyla istidam ve faaliyetleri karışık ve kötü niyetli yapıların nüfuzuna, yuvalanmasına fırsat vermiştir.

Yeni düzenleme, bu durumun oluşturduğu tortuları temizlemeyi, bir tasfiyeyi zorunlu kılmıştır. Bunun yanı sıra kapalı sistemin oluşturduğu haksız ve imtiyazlı yuvalanmayı içeren yapısını sonlandırıp halka açılması da, ülkeyi sıkıntıda bırakan olumsuzluklardan arındırması sebebiyle yapılanın bir inşa reformu olduğunu da söyleyebiliriz. Bunun şu anda gerçekleşecek kısmı, doğru kapının açılması, halkın iradesine sunulmasıdır.

Temizleme ve tasfiye kavramlarını bu parafta kullanmamızın nedeni, 15 Temmuz günü yaşananlardır. Halkımız; millete rağmen sürdürülen yönetim anlayışlarını, halka yaslanmayan devletin gücünü halka karşı kullanarak oluşturdukları veya oluşturmak istedikleri yönetimleri kabul etmeyeceğini haykırmıştır. Bunu da tek kurşun harcamadan şehitlerinin kanı ve milletin kararlılığıyla başarmıştır. Bu bir devrimdir. Dünya için de bir ilham kaynağı olmuştur. İnsanlık gelecekte bu şanlı duruşu konuşacaktır.

Arka plan çalışmalarla, vesayetle, manipülasyonla sürdürülen yönetimlerin saltanatını çatırdatmıştır. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, olmamalıdır. 16 Nisan’da ‘Evet’ diyerek, irademizi ortaya koymak suretiyle araladığımız kapıyı ardına kadar açalım ve daha sonraki süreçlerde de özlediğimiz, önemsediğimiz insani değerlerimizin ışığında şekillenecek reformları gerçekleştirebilelim. 

Önceki Yazılar
1- Müzakere kültürü
2- Balkan tecrübesi ve gelecek paydaşlarımız
3- Duvarları aşmak
4- Malezya izlenimleri ve düşündürdükleri
5- 1 milyon sevdadır bizimkisi
6- Aranan insan
1
Top