Kadının annelikle bütünleşen insani sorumluluğu
9482 | | | 13-05-2016

Habibe ÖÇAL

Anne ya da ana, sözlüklerde “bir çocuğu doğuran, bakımını üstlenen veya kendi doğurmadığı bir çocuğu evlat edinen ve bakımını üstlenen kadın” olarak tanımlanır. Sözlükteki yabancılık hissi veren, mesafeli tanımına rağmen “ANNE/ANA” kelimesi telaffuz edilirken içimizden tatlı tatlı akan bir su ferahlığı verir. Çünkü o bir kadın değildir, onun cinsiyeti yoktur; annedir, sevgidir, şefkattir,  merhamettir…

Mensubu olduğumuz İslam dini de anneyi-anayı önceler. “Cennet anaların ayakları altındadır” Hadisi Şerifi bunun en güzel kanıtıdır. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de çocuklarınıza iyi bakınız demez ama “Ana-babanıza öf bile demeyiniz” diyerek insanların dikkat etmeleri gereken sınırlarını ehemmiyetle çizer.

Zaman değişir, coğrafyalar değişir, devletler yıkılır ve yeniden inşa edilir ama kadının ve annenin yeri ve kıymeti asla değişmemelidir. Çünkü onlar medeniyetin görünmeyen yüzleridir. Görünmezler, tarih sahnesinin karanlık tarafında dursalar da biliriz ki kültürün, medeniyetin taşıyıcıları ve aktarıcıları onlardır.

Fikirler değişir, savaşlar olur, ideolojiler farklılaşır ama kültür ve medeniyetler özünü kaybetmeden yaşamaya devam etmelidir. Bunların devam etmesinde ana unsur kadınlardır. Çünkü kadınlar her şartta ve zeminde değerlerini yaşamak için mücadelesini verir ve kimliği-kişiliği-inancı kaybolmasın, yere düşmesin diye, değerlerini yaşatmak için evlatlarına ve nesillere öğretir.

Modernite ve kapitalizmin toplumları ve bireyleri şekillendirdiği günümüz dünyasında kadınlar da kendi paylarına düşen rol dağılımlarından olumsuz şekilde etkilenmeye başlamışlardır. Var olan, olması gereken değil, istenilen kadın ve annelik modelleri geliştirilerek dayatılmıştır. Bu dayatma, kadının önce toplumsal sonra aile içi daha sonra dokunulmaması gereken annelik rollerini de hırpalamıştır. Paranın değer belirlediği bir dünyada kadının da metalaştırılmasını ve bu mantıkla değersizleştirilmesini kınıyoruz.

Kadının en doğal hakkı olan annelik isteği istatistik verilerle, ekonomik ve matematiksel işlemlerle denetim altına alınmaya başlanmıştır. Kadının istediği gibi değil, modernitenin ve kapitalizmin dayattığı gibi kadın ve anne olma rolü ‘kadın özgürlüğü’ adı altında sunulmuştur. Hazırlıksız yakalanan kadınlar ise maalesef bunu bir ihsanmış gibi algılayıp çok çabuk kabullenmişlerdir.

Bunlar var olan, yaşananlar iken, bir de asla yaşanmaması gerekenler var. Bizler elbette mutlu anneler olarak anneler günümüzü kutlamak isterdik. Övgüler almak, evlatlarımızla huzurlu yuvalarımızda bu günün tadını çıkarmak, çocuklarımızın geleceklerine dair planlar yapıp tatlı hayallerle mutlu olmak isterdik.

Üzgünüz ve de mutlu değiliz...

Böyle giderse asla mutlu olmayacağız. Başta İslam coğrafyası olmak üzere, dünyanın birçok yerinde kadınların emperyalist ve küresel güçler tarafından kucaklarındaki yavrularıyla kan denizlerinde boğulduğu, anneliklerinin kâbusa çevrildiği, evlerinin başlarına yıkıldığı, çocuklarıyla beraber varil bombalarıyla vücutlarının parçalandığı, hayat haklarının ellerinden alındığı bir dünyada mutlu değiliz. Annelik sıfatı olan ve olmayan merhamet sahibi hiç bir kadının yaşanan bu dram karşısında mutlu olmayacağı da kuşkusuzdur.

Biz kadınlar olarak, annelik sıfatımızı sınırlara hapsetmek istemiyoruz. “Komşusu açken kendisi tok olan bizden değildir” anlayışının mensubu olan herkesi, yeryüzünde zulüm altındaki bütün kadın ve çocukların daha geniş kapsamıyla insanların onurlarının, izzet ve haysiyetlerinin çiğnenmediği bir dünyanın inşasında sorumluluk almaya çağırıyoruz. Bizlere hediye edilen tüketim kültürünün çıkmazlarından sıyrılmak ve yeryüzünde “iyiliğin” ikamesiyle meşgul olmak zorundayız. Bizler artık çiçeklerle, dışları janjanlı paketlerle, avuntu sözlerle oyalanmak istemiyoruz.

İstikametimiz bir, gittiğimiz yol birdir. Aynı şuura sahip yoldaşlarımızla sağlam adımlarla bu yolda yürümek istiyoruz. Medeniyet değerlerimizi yaşamak ve yaşatmak istiyoruz. Kimsenin sahipsiz olmadığı-sahipsiz kalmadığı bir dünyada yaşamak istiyoruz. Değerlerinden- inançlarından dolayı kimsenin ötekileştirilmediği, dışlanmadığı, hor görülmediği bir dünya istiyoruz.

Bizler yaratılıştan gelen insani sorumluluklarımızın gereğini yapmalıyız. Kadınların tarih sahnesinin karanlık sayfasından çıkıp etrafı aydınlatmak için çaba sarf etmeleri kaçınılmaz hale gelmiştir.

Önceki Yazılar
1- Müdürler müfettiş olunca! / Talat YAVUZ
2- Eğitim-Bir-Sen sadece sendika değildir / Şenol METİN
3- Sendikal mücadelede algılar ve gerçekler / Celal Demirci
4- Asker Ocağı, Peygamber Ocağı olmadıkça sorun çözülmez / Ahmet AYDINSOY
5- Demokrasi nöbeti / F. Arzu YALÇIN
6- MEB'in Danıştay'la imtihanı ya da bindiği dalı kesmek / Erol ERMİŞ
7- Sorumsuz sendika, sebep olduğu mağduriyeti örtbas etmeye çalışıyor / Talat YAVUZ
8- Yeni anayasa ve 657'ye ilişkin beklentilerimiz / F. Arzu YALÇIN
9- Kadının annelikle bütünleşen insani sorumluluğu / Habibe ÖÇAL
10- Basiretsiz yöneticiler MEB'e postacılık yaptırıyor / Talat YAVUZ
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13
Top