Balkan tecrübesi ve gelecek paydaşlarımız
31832 | | | 12-01-2016

Latif SELVİ

 

Hinterlandımız olan coğrafyamızın yeniden bir toparlanma süreci yaşaması, İslami ve insani bir gelecek vaat edebilmesi için öncelikle silkinip kendine gelmesi gerekir. Peki, bu neyi ifade eder? Niye böyle bir şeye ihtiyaç var?  Bu bir ütopya mı veya reel karşılığı olan bir hedef mi? Yine bu gerçekleşebilir ve gerekli bir şeyse, nasıl başarılabilecek? Bu ve benzeri soruları kısmen Balkanlar üzerinden bu yazımızda irdelemeye çalışacağız.

Yüzyıllar boyunca Osmanlı eliyle Müslümanlar ve İslam bütün boyutlarıyla Balkan beldelerinde hükmetmiş, varlığını ikame etmiş ve mührünü vurmuştur. Osmanlı Devleti’nin gerçekleştirmiş olduğu bu insicamın Sırbistan’dan Karadağ’a, Bosna-Hersek’ten Bulgaristan’a, Romanya’ya, Yunanistan’dan Makedonya’ya, Hırvatistan’dan Slovenya’ya, Arnavutluk’a kadar derin izlerini görmekteyiz.

Elbette geçmişte gerçekleşmiş olanın aynısını hedeflemek, amacın gerçekleşmesi için gerekmeyebilir. Günün şartlarına ve ortamına göre yeni yöntemler, çalışmalar ortaya konabilmelidir. Hatta bazen eskiye aşırı öykünmek olabilecek çalışmaları da sekteye uğratabilir.

Kış gelince sararıp solan bitkiler, ağaçlar kuruyup yok olmaz. Kendini ispat edebilmek, ortaya koyabilmek, dimdik ayakta olduğunu yine o eski velut halini koruduğunu göstermek için baharı, yazı bekler. Mevsimi geldiğinde görkemli dirilişi ve ürünlerini yaşadığı ortama, dünyaya sunar.

Balkan coğrafyası böyle nitelikli çıkışın ve idealin muştularını taşıdığını göstermektedir. Ancak taşıdığı bu büyük potansiyel, çok kolay bekleneni gerçekleştirecek durumda da değildir. Başka güçlü katkılara ve desteklere ihtiyacı var. Ancak Türkiye’deki hamiyet sahibi, tarihten kazandığımız misyonumuzun büyük ideallerini kendine ilke edinmiş duyarlı kardeşlerimiz, İslami hassasiyete ve bakış açısına sahip arkadaşlarımız, kendisini merkeze alarak bir dizaynı öngören, sürekli veren, almaya hiç ihtiyaç duymayan yaklaşımıyla hem yükünü çok artırmakta hem de kendine biçtiği ağabeyi rolünün ağırlığını yüklenmektedir.

Bu durum, bir süre sonra taşınması çok zor hale gelmekte, bekleneni gerçekleştiremediğinde dağınıklığa ve ümitsizliğe neden olmaktadır. Aynı zamanda bu hasbi çalışmalar art niyetlilerce olumsuz gösterilerek ve tahakkümcü olarak nitelenen yorumlar yapılarak birlikte çalışmayı sekteye uğratacak soru işaretlerine yol açmaktadır. Üstelik düşmanca davranma potansiyeline sahip ülke ve toplumların da hışmını çekmektedir.

Balkanlar özelinde geçen yüzyılın başında ve ortasında birlikteliğimizi ortadan kaldıran ve yerine ikame edilen ulus devletler ve halkları üzerinde; uluslararası emperyalizmin siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal alanların tamamında oluşturmuş olduğu etki ve yine uluslararası kurumlar aracılığıyla kurduğu hegemonist sistem istediğini elde etti. Buna mukabil kurulan ulus devletler insicamlı, uyumlu bir yapıya kavuşamadı ve huzuru temin edemedi. Bütün Balkan devletlerinde çatışma ve ayrışma devam ediyor.

Bugün sıradan insanların aradığı ise, yüzyıl öncesinin huzuruna kavuşmaktır. Hatta öncesine ulaşamasa bile 25 yıl öncesine kavuşmayı yeğlemekte, o birlikteliğe öykünmektedir. Ancak bunu nasıl gerçekleştirebileceklerini de bilmemektedirler. Sanıldığı gibi, ayrılık köklerde değil, günümüzün oluşturduğu siyasal, sosyal sorunlardadır. Kanaatimce bekleneni gerçekleştirmek ve sorunların çözümlenmesini temin etmek büyük bir keşfin yüzyıllar sonra nihayet fark edilmesine bağlı değildir. Konunun siyasi boyutu var, dini boyutu var, ekonomik boyutu var, kültürel ve sosyal boyutu var, halklar boyutu var. İsteneni gerçekleştirecek adımların atılabilmesi, bu gerçeklerin iyi okunmasına bağlı olup yapılacak çalışmalar boş bir arazide yapılan imar çalışması gibi değil, mevcudu olduğu gibi kabul edip (beğendiğimiz, beğenmediğimiz, doğru bulduğumuz, yanlış bulduğumuz tarafları olabilir) dönüştürme yerine kaynaştıran ve paydaş olan bir yaklaşıma ihtiyaç var.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları ile Konya Sivil Toplum Kuruluşları’nın öncülüğünde Balkan ülkelerinin tamamından katılan sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle gerçekleştirdiğimiz “Evlad-ı Fatihan Kardeşlik Köprüsü” projesinin önemli ve yararlı bir çalışma olduğunu ifade edebilirim.

Bu çalışmaların detayını bir sonraki yazıda paylaşmak dileğiyle… 

Önceki Yazılar
1- 16 Nisan'dan ne bekliyoruz?
2- Müzakere kültürü
3- Duvarları aşmak
4- Malezya izlenimleri ve düşündürdükleri
5- 1 milyon sevdadır bizimkisi
6- Aranan insan
1
Top